PostHeaderIcon Fotografium

Fotografium Nikon D3200 Profesyonel Fotoğraf Makinesi Hediye Ediyor. Siz de katılın Nikon D3200, Lowepro Çanta (DSLR Video Fastpack 250 AW Sırt Çantası) ve Slik Tripod (Slik 500DX Tripod) kazanma şansı elde edin.
http://goo.gl/ciXjD?ref=397 adresini ziyaret ederek detaylı bilgi alabilirsiniz.

PostHeaderIcon Dinime Küfreden Müslüman Olmasa Bari…

Biraz önce yani saat 19.10 civarı haberleri izliyorum.

Tayyip Erdoğan’ın Bir Konuşmasına Denk geldim suriyeye sesleniyor

Suriye’de gözaltına alınan 2 Türk Gazeteci hala serbest bırakılmamış Bu Yüzden suriye yönetimi bununla ilgili açıklama yapmalıymış

Suriye yönetimi demez mi şimdi

“Tayyip bey sadece Suriye değil Türkiye’de de türk gazeteciler aylardır hapiste siz onların açıklamasını milletinize yaptınız mı ? diye”

Dese de haksız sayılmaz hani

Size Sesleniyorum tayyip bey siz kendi ülkenizde hapisteki gazetecileri bıraktınızmı ki suriyeye artistlik yapmaya niyetleniyorsunuz ?

PostHeaderIcon O Ölmedi İçimizde Yaşıyor | Prof. Dr. Hüdaver COŞKUN

Hatırlar mısınız bilmem…

Geçtiğimiz yıllarda 10 Kasım Atatürk’ü anma töreninde
küçük bir kız çocuğu “Atatürk ölmüş” diye hüngür hüngür
ağlıyordu ve anne babası da küçük kızı sakinleşsin diye

“ama o bizim kalbimizde yaşıyor” diye avutmaya çalışıyorlardı.

Ancak küçük kızı bir türlü sakinleştirememişlerdi.

Günlerce televizyon ekranlarında web sayfalarında konu olmuş, hepimiz duygulanmıştık.

Aşağıdaki anekdotu okuyunca biran bu olayı anımsadım.

Efendim olay otistik çocukların eğitildiği bir okulda geçiyor.

Musa öğretmen çocuklara Atatürk´ü anlatırken “O ölmedi içimizde yaşıyor” diyor.

Aradan bir süre geçiyor, küçük çocuğun ailesi öğretmene eskiden çok su içen çocuklarının artık su içmediğinden yakınarak, yardım talep ediyor.

Musa öğretmen çocuğa neden su içmediğini soruyor.

Çocuğun öğretmenine verdiği yanıt yeri göğü inletecek, gözyaşlarını suya – sele çevirecek bir yanıttır.

Küçük çocuk “içinde yaşattığı Atatürk boğulmasın diye su içmemektedir.

Öğrencisini gözyaşlarıyla bağrına basan Musa öğretmen; “İstediğin kadar su içebilirsin, Atatürk çok güzel yüzme biliyordu” deyince Hayat normale dönüyor ve küçük çocuk içinde özenle koruduğu Atatürk´ünün yüzme bildiğini öğrenince yeniden su içmeye başlıyor.

Prof. Dr. Hüdaver COŞKUN

PostHeaderIcon Aman Üstüne Oturmayın Basur Yapar | Mehmet Tanrıverdi

2009 yılındaki habur’dan giriş
fotoğraf gibi gözümün önünden gitmez!
Akp’liler hatırlamazlar ama ben hiç unutamadım…
Ekonomisi süper bir Türkiye olsaydık,
cebimizde tomarla para ile dolaşsaydık her birimiz,
alım gücü harika, Türkiye cennet, benzin 1 tl bile olsaydı;
o gün ki görüntüler, o gün ki iktidarı darmadağın etmeye yeterdi…
tepetaklak giderdi bu ülkenin başından…
peki bunlar!
Bunlara bir şey olmadı be ya!!
Sebep ?
bilinmez…

1991 de kürt raporu hazırladı diye,
Chp bugün bile belini doğrultamadı…
sizi solcular sizi!!!

***

2001 yılında teknoloji hisseleri dibe vurmuştu amerika’da..
bir sürü insan işsiz kaldı, dünyayı ekonomik kriz vurdu,
Ecevit yönetimindeki Türkiye’de aldı payını…
hatırlar bunu şimdiki Akp’liler…
yazar kasa bile attılar meclis önüne!

2008 yılında emlak fiyatları dibe vurdu amerika’da..
Bir sürü insan işsiz kaldı, dünyayı ekonomik kriz vurdu,
Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye’de aldı payını…
Her ne kadar teğet geçti dense de, cebimizde para kalmadı,
Zengin daha zengin olurken, bizim bir donumuz kaldı…
Kimse yazar kasa atmadı meclis önüne!!

Çevir 2 kişiden 1 ini sokakta,
Sor bakalım 2001 le 2008 arasındaki farkı !!
‘2001 krizini Ecevit çıkardı, 2008 krizini Amerika’lılar’
Bunu duyma olasılığınız % 49 …

***

Devlet Bahçeli, çiftçiye ‘ananı da al git’ dedi!!
Kemal Kılıçdaroğlu, engelli bir vatandaşa ‘sana iş vermişiz daha ne istiyorsun’ dedi!!
Numan Kurtulmuş, halka ‘mayınlı arazileri İsrail’e temizlettireceğiz’ dedi!!

bunların hepsini Tayyip Erdoğan söyledi…
peki ya gerçekten bu adamlar söyleselerdi !!

Bu adamların parti genel merkezlerini yakmazsa bu halk!
Ben de bir şey bilmiyorum!!

***

Ösym’de ki şifre skandalında,
Allah muhafaza başka bir parti iktidar da olsaydı,
100 polisle, canlı yayında parti binasında aramaları izliyor olurduk !!

***

Kemal Derviş gibi bir ekonomi dahisine
‘adam kalmadı dışarıdan bakan getirdi’ diyen zihniyet;
Ahmet Davutoğlu ve Mehmet Şimşek’e neden sesini çıkarmaz !
Bunu da merak eder dururum !!

***

İsmet İnönü döneminde
‘ben ülkemi pazarlamakla mükellefim’ deseydi!
Necmettin Erbakan döneminde
başbakanlık sitesinde ‘kürdistan’ ibaresi geçseydi!
Alparslan Türkeş döneminde
Yahudi derneklerinden ‘üstün cesaret ödülü’ alsaydı!
Deniz Baykal döneminde
Müslümanlığı yok etmeye ant içmiş bir papa heykeli önünde,
bir bakanıyla hatıra fotoğrafı çektirmiş olsaydı!
Turgut Özal döneminde
‘askerlik yan gelip yatma yeri değildir’ deseydi!

Deseydi !! deseydi … Ne olurdu hep merak ederim …

***

“laaan cep telefonunu ön cebine koyma, radyasyon var onda çocuğun olmaz”
diyen bir millet var… akşama kadar kuzu kulağı, ısırgan otu,
ebegümecini birbirine karıştırıp, orasına burasına sürdüğünde
şifa bulacağını düşünen bir millet var…
kadın programlarında, bekaretini falanca şehirde bir yazlıkla,
yine falanca şehirde bir arsaya satışa çıkaranları,
ağzı açık izleyen bir millet var…

hah işte bu millet var ya !

nükleer santraller konusunda, akp’ye tam destek veriyor…

aman üstüne oturmayın !
basur yapar …

PostHeaderIcon İnancın Ölçüsü Sakalda Değildir

Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar; Kimdir bu? Vali
yanıt verir;
-Efendim kendisi ŞIH’tır. Yörede çok hatırlısı vardır.
Atatürk Şıh’ı yanına çağırır ve;
-”Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica
etsem de en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan”der ve eliyle
de boyun altı hizasını gösterir.
Şıh; -”Emrin olur Paşam”. diyerek yerine çekilir
Aradan zaman geçer, bir akşam Atatürk Amasya’daki Şıh’ı hatırlar
ve Valiyi telefonla arayıp durumu sorar.Vali nasıl söyleyeceğini
bilememekle birlikte, Şıh’ın sakal boyunda en küçük bir kısalma
bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk
telefonu kapatır,kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp,
yazdığı yazıyı Amasya Valiliği’ne tebliğ etmesini ister. Ertesi gün
Amasya’dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata’yı görmek üzere Ankara’ya yola
çıkmış… Şıh gelir Ata’nın karşısına çıkar. Sakal tamamen
kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet
baştan sona değiştirilmiş, bambaşka görünüme bürünülmüştür.
Atatürk’ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata’ya
sorarlar;
-”Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne
ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız?
Ata gülümser, sonra da yanındakilere dönüp;
- “Dün akşam Amasya Valiliği’ne bir yazı gönderdim ve Şıh’ı Afyon’a vali atadığımı bildirdim” der.
Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu
yazıyı da Şıh’a vermesini söyler. Yazıda söyle yazmaktadır;
“İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim.
Valilik meselene gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından
vazgeçebilen yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir.
Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım. Kal sağlıcakla…
Bugünün Türkiye’sini aslında o zaman anlatmış olan Ata’mızın
kemiklerini sızlatmamak dileğiyle…
Şimdi üst makamlarda, milletvekili koltuklarında oturan, fakat
aynı yukarıda anlatılan zihniyetle bu ülkeyi yöneten insanlara hitab
edilmişcesine yaşanmış ve yazılmış bu yazıyı, değer
yargılarımızı ve ilkelerimizi,en önemlisi de Atatürk’ün bize miras bıraktığı bu
ülkeyi korumak adına tanıdığınız herkeze iletmenizi ve bu yazıyı
okuyup,geçmişi ve geleceğimizi, yakın geçmişi unutmadan! yeniden
analiz etmenizi rica ediyorum..

PostHeaderIcon Vatandaşa SİT’tir dediler Bakan’a site inşa ettiler

SİT alanı diye bi şey var.

Sittinsene ev yapamazsın oraya.
Yapmaya kalk…
“SİT’tir” derler.
*
Ahşap evde oturuyorsun.
İki tane çivi çakacaksın.
Hele bi dene…
“SİT’tir” çekerler mahkeme celbiyle.
*
Bazen de…
“SİT’tir, git” derler.
*
Mesela, Ankara’da öyle dediler.
Hamamönü’nde yaşayan vatandaşlara, tarihi evleri istimlak edeceğiz, boşaltın diye mektup gönderdiler. Resmi evrakın üzerinde “SİT’tir”i gören vatandaşlar, tası tarağı topladı, gitti mecburen.
*
Bilahare, ortaya çıktı ki… Sportif Bakanımız, bi ev, bi de arsa almış, vatandaşa “SİT’tir” denilen bölgeden.
*
Üstelik… “SİT’tir” mektubunu gönderen, SİT alanlarını koruma müdürüne satın aldırmış, vekâleten.
*
E elin ağzı torba değil tabii.
Patladı manşetlerden.
*
Vay efendim neymiş…
23 bin liraya alınan ev, 300 bin lira olmuş da, böyle rezalet olur muymuş filan.
*
Kardeşim!
Sit’em edecekseniz Başbakan’a edin sit’em… Koyduğu parayı 2 senede 12 katına çıkarmayı beceren adamı, niye Spor Bakanlığı’nda heba ediyor da, Ekonomi Bakanı yapmıyor acilen?

PostHeaderIcon Atatürk’e Sarhoş Diyenlere !!!

Neymiş efendim..
Atatürk rakı içiyormuş.
Aslandı o, aslan…
…Aslan sütü içecek tabii.
*
Hadi siz “dönülmez akşamın ufkundayız” diye ince ince başlayın, ben de size yıllar önce yazdığım yazıyı anlatayım…
*
İçki yasaklanabilir.
Bence mahzuru yok.
Ama rakı asla…
Çünkü takunyalılar öyle zanneder ama, aslında “içki” değildir rakı.
*
Yurt sevgisidir örneğin…
İki tek attın mı, “n’olacak bu memleketin hali?” diye endişelenmezsin aksi olsa!
*
Tıp bazen çaresizdir…
O ilaçtır.
Gurbete bile iyi gelir.
*
Kontörsüz muhabbettir.
Büst gibi oturan adamın bile çenesini açar, gülümsetir.
Kahkahadır.
Acısıyla tatlısıyla hatıraları kaydeden hard disk’tir.
*
Botoks’tur bir nevi.
En kaknemi bile bir başka görünür gözüne…
Çirkin kadın yoktur, az rakı vardır.
İçilir, güzelleşilir.
*
Herkesin gençlik hatası olabilir…
Bira içersin.Sonradan para kazanıp tenise başlayınca, şarap içmeyi matah zannedersin. Amerika’da TIR şoförlerinin içtiği viskinin dublesine Etiler’de TIR parası ödersin, ayrı…
*
Kürkçü dükkánıdır.
Döner dolaşır, gelirsin.
*
Orhan Gencebay’dır.
Entel barlarda, sosyete kulüplerinde dinlemeye utanırsın…
Ama hepimiz biliriz ki, ezbere bilirsin…
İstediğin kadar ağız burun kıvır, altın plağı hep o alır.
Tatlıses’tir.
Realite’dir.
*
Çocuktur, ağlarsın.
*
Hele beyaz “p”eynir ile “k”avun olursa sağında solunda…
Örgüttür.
PRK…
Ama bölücü değil, birleştirici örgüt.
Türk’ü de içer, Kürt’ü de, Laz’ı da, Çerkez’i de. Sor bak, Ermeni’si de, Rum’u da, Yahudi’si de.
*
AB’cidir…
Çünkü Rum öyle bir meze yapar ki, helali hoş olsun, Kıbrıs’ı veresin gelir!
*
Madem gıcıksın rakıya…
Neden balık avlıyorsun o zaman kardeşim?
Şerbetle mi yiyeceksin lüferi?
Ne anlamı var deniz börülcesinin, rokanın, radikanın, cibezin…
İnek miyiz biz?
*
Yanlış şiir okuyorsun…
Hapse giriyorsun.
(Üstüne, yanlış şair okuyorsun…)
*
Oku bak…
Ne diyor dünya güzeli Orhan Veli:
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip musikiler alıyorum
Bir de rakı şişesinde balık olsam…

YILMAZ ÖZDİL

PostHeaderIcon Mehmet Tanrıverdi’den Haddine Düşmeyen Bir Yazı

Mustafa Kemal Atatürk ‘ İLK’ tir ..
Tayyip Erdoğan ne ‘İLK’ ne de ‘SONDUR’

Ve maalesef ki, birisi ölmüştür..
Diğeri doğmuştur ! …

Kıyaslamaya başlamadan önce şunu belirtmeliyim ki,
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’te,
Recep Tayyip Erdoğan gelip geçici bir siyasi kişiliktir…

***

Mustafa Kemal Atatürk, kitap yazabilecek kadar geometriyi bilirken,

Tayyip Erdoğan ‘teğet’ in ne olduğunu dahi bilmemektedir!

Başka bir deyişle Atatürk, dilimize ‘üçgen’ ‘dörtgen’ gibi geometrik terimleri kazandırmıştır..

Tayyip Erdoğan ‘ananı da al git’ ‘one minute’ gibi cümleleri…

***

Atatürk dönemin şartları nedeniyle daha çok yetkiye sahip olduğu için bazı şakirtler tarafından diktatör olarak görülür..

Tayyip Erdoğan kendi dönemini, gereksiz diktatörvari hareketlerini meşru kılmak için yönlendirmeye çalışır..

***

Diktatörlükten mevzu açılmışken,
Atatürk için ‘demokratik seçime girmedi’ ya da ‘diktatör’ diyenler; tüm resmi görevlerinden istifa edip, hükümet tarafından aranırken, Erzurum’da kongre başkanı seçilmek ne anlama gelir! Ya da Sivas kongresi sonrasında gayriresmi bir heyetin başkanı sıfatıyla Damat Ferit’i sadrazamlıktan istifa ettirecek kamuoyu desteğini oluşturabilmek! Demokrasi midir! Diktatörlük mü! Yine bir ya da; Başkentin resmen işgal edildiği ve meclisin dağıtıldığı bir ortamda Ankara’da TBMM’yi 338 mebusla açmak ve tüm bunları İstanbul hükümetinin yanı sıra, itilaf devletlerine rağmen yapabilmek, hangi sıfata girer! Atatürk’e diktatör diyen ‘şakirtler’ !!

***

Atatürk zamanında ‘tayyare fabrikası’ kurulmuştur..

Tayyip Erdoğan zamanında, bol bol kavşak ve duble yol açılışı olmuştur..

***

Atatürk, cahil bir halka ne kadar ‘demokrasi’ getirebildiyse;
Tayyip Erdoğan, okumuş bir halktan o kadar ‘demokrasi’ götürebilmiştir..

***

Atatürk’e “birleşmiş milletlere girmek ister misiniz” diye sorulduğunda “davet gelirse düşünürüz” diye cevap vermiştir..

Tayyip Erdoğan, AB ye girebilmek adına davet falan dinlemeden, bir çok ülke başkanının ‘almayacağız’ açıklamalarına rağmen, bu birliğe girebilmek için duruşumuzdan pek çok ödün vermiştir..

***

Atatürk emperyalistlerle savaşmıştır..

Tayyip Erdoğan onlarla anlaşmıştır..

***

Atatürk orduları komuta etmiştir..

Tayyip Erdoğan orduyla savaş halindedir..

***

Atatürk, devrimcidir..

Tayyip Erdoğan, karşı devrimci..

***

Atatürk ‘köylü milletin efendisidir’ demiştir..

Tayyip Erdoğan ‘ananı da al git’ demiştir..

***

Atatürk cephede tek başına gezebilmekte ve şarapnel parçalarına hedef olabilmektedir..

Tayyip Erdoğan “Allah’tan başka kimseden korkum yok” diyip, 100 kişilik koruma ordusuyla gezmekte ve geçeceği sokakları kapattırmaktadır..

***

Atatürk savaştan yeni çıkmış ülkesini işgücüyle kalkındırmak amacıyla ’10 yılda 15 milyon genç’ hedefi koymuştur..

Tayyip Erdoğan hali hazırda genç işgücüne doymuş, milyonlarca üniversite mezununun işsiz gezdiği ülkesini, Çin gibi Hindistan gibi ucuz işgücü cennetine çevirmek amacıyla ‘en az 3 çocuk’ çağrısı yapmıştır..

***

Atatürk’ün arkasında millet vardı..

Tayyip Erdoğan’ın arkasında cemaat..

***

Atatürk milyonları kölelikten, aşağılanmaktan, Cezayirliler, Faslılar, Maltalılar ve pek çok sömürge haline gelmiş insan topluluğu gibi ‘parya’ olarak kullanılmaktan kurtarmıştır..

Tayyip Erdoğan, halkı çıkar için çarpıtılmış maneviyat bataklığında debelenmeye mahkum etmiştir..

***

Ve yazarın son sözü,

Ağızlarından salyalar akıtarak Atatürk’e hakaret eden şakirt ve soytarılar topluluğuyla aynı havayı teneffüs etmekten utanıyorum.. Aynı türden olmaktan daha çok utanıyorum..

Kendinize gelin ey soytarılar !
Bugün İngiliz çizmesi yalayıp, Fransız kıçı öpmeden yaşayabiliyorsanız;
Bunu ağzınızdan salyalar akıtarak hakaret ettiğiniz,
büyük insan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e borçlusunuz…

Mehmet Tanrıverdi

PostHeaderIcon 8 Mart Dünya Kadınlar Günü | Mehmet Tanrıverdi

bugün dünya emekçi kadınlar günü

bugün buruk bir gündür ..
emeğin, tam bağımsızlığın, çağdaş ve özgür bir birey olmanın verdiği mutlulukla, çoşku içerisinde kutlanılması gereken bu gün; maalesef günümüz türkiye’sinde kadına yönelik şiddet ve suistimaller yüzünden, heyecanla kutlanamıyor..

‘kadınlara karşı şiddet’ dünyada en yaygın şiddet türü olmasına rağmen, en az cezalandırılan suç olmasıda kadınlara ne kadar değer verildiğinin göstergesidir..

dünyada 100 milyona yakın kadın, erkek çocuk isteyen aileler tarafından, doğduklarında öldürülmüştür..

yine 100 milyona yakın kadın, aile içinde, erkek kardeşleri ve babalarıyla eşit derecede gıda ve tıbbi olanaklara sahip olamamışlardır..

fuhuşa zorlanan kadın sayısı yılda 700 bin ila, 4 milyon arasındadır..
cinsel kölelik düzeninden elde edilen kazanç yılda tahminen 12 milyar dolardır..

erkeklerden gördüğü şiddet yüzünden sakat kalan ya da hayatını kaybeden kadınların sayısı, trafik kazaları, kanser ve bulaşıcı hastalıktan hayatını kaybedenlerin sayısından daha fazladır..

en az 3 kadından 1 i dövülmüş, cinsel istismara uğramış ya da bir şekilde toplum dışına itilmiştir.. ve genellikle bu aile içi şiddetle özdeşleşmiştir..

günümüz türkiye’sinde de kadına bakış açısı çok farklı değildir..
kadınlarımıza verilen değer, mustafa kemal döneminden sonra inanılmaz bir biçimde gerilemiştir..

mustafa kemal’di kadına da insan olduğu için değer veren ve koca bir milletin, yıkık bir devletin ardından, devrimleriyle kadını yücelten.. mustafa kemal’di kadının her koşulda erkekle eşit bir insan olduğu gerçeğini, osmanlı’nın, kadını ikinci plana attığı bir ortamdan çıkarıp, aslında erkekten farksız bir birey gibi gösteren.. kız çocuklarının diri diri gömüldüğü arap tarihini saymıyorum bile.. değerliydi cumhuriyet tarihinde atatürk kadını.. annelerimiz, kardeşlerimiz, eşlerimizdi onlar.. her şeyde bizler kadar hakları vardı aslında onlarında..

yüzyıllar geçmedi aslında kadınlara, erkeklerle eşit olduğunu gösteren inkilaplar yapılalı.. o inkilaplara şahit olup, bugün hala hayatta olan insanlar var.. ya bugün.. kadınlarımıza baktığımızda ne görüyoruz.. yok mu hala erkeğin 3 adım gerisinde yürüyen kadınlar! bir erkeğin önünden geçmeyi saygısızlık olarak gören, kara çarşafa bulanıp kocasının zoruyla ninja gibi yaşamaya mahkum edilen kadınlar yok mu! peki o kadınlar bu hayata kaç kez geliyor da öyle yaşamak zorunda bırakılıyorlar! neden eğitim seviyesi yüksek toplumlarda, araştırıp, bilgi edinmeyi ilke edinen toplumlarda bu tür insanlık dışı davranışlara rastlamıyoruz! dinlerin en güzeli islam’ı, neden gericilik, bağnazlık gibi göstermeye çaba sarfeden şıhların, şeyhlerin iki dudağı arasından dinliyoruz!

bir din adamının dışarı çıkmak isteyen kadına bakış açısına bakın !
1-sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne,

2-hiç çıkmamış gibi davrana,

3-başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya,

4-kalabalığa karışmaya,

5-erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya,

6-herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura,

7-işini bir an önce bitirip evine döne,

imamı gazali – ihyayı ulumuddin – 2/290

ve birçok hadis kitabına girmiş, müslümanlık adıyla geçinen din sömürücüleri tarafından dillerden düşürülmeyen bir şahsın birkaç cümlesi,

“başlarına bir kadını geçiren bir kavim asla işah olmaz.”

(ibni hanbel müsned 5/43,50; tirmizi fiten:75 nesai kudat:8; buhari fiten:18)

cahil insanlar duyduklarına, akıllı insanlar araştırıp, öğrendiklerine inanırlar.. madem bu ülkenin çoğunluğu müslüman o halde şunu herkes biliyordur!!! kuran’da yasaklanmayan her şey serbesttir.. yasak için kuran ayetine ihtiyaç vardır..

bu lafları kendilerine ilke edinmiş günümüz din şarlatanları maalesef ülke yönetimi üzerinde de oldukça etkili… bu sebeptendir ki hala büyük bir kitle tarafından kadına söz verilmemekte, bağnazlık, ilkokul sıralarında ufacık çocuklara şimdiden aşılanmakta..

günümüzde siyasette de durum çok farklı değil

2007 genel seçimleri,
550 milletvekilinden sadece 50 si kadın..
2009 yerel seçimleri,
2bin 948 belediye başkanından 27 si kadın..
3 bin 379 il genel meclisi üyesinden 110 u kadın..
31 bin 790 belediye meclisi üyesinden yalnızca bin 340 ı kadın.

peki ne zaman sahneye çıkacak mustafa kemal kadınları..
ne zaman “biz bu ülkenin gidişatında erkekler kadar sorumluyuz” diyecekler..
“ülkenin bu hale gelmesinde bizlerin de pasifliği etkili oldu” diyecekler!
ya da ne zaman ineceksiniz meydanlara artık..

anne olabilirsiniz..
eş olabilirsiniz..
fakat herkes gibi bu dünyaya gelen bir fertsiniz her şeyden önce..
ve bir ‘siz’ daha yok bu dünyada..
ezdirmeyin kendinizi,

arka planda çok kaldınız..
hadi artık.. ülke yönetiminden bekleniyorsunuz..

( rakamsal veriler kaynak : vikipedia )

PostHeaderIcon Bir Şizofrenin Günlüğü – Mehmet TANRIVERDİ

din konusu hep çok tartışılır.. fakat din konusuyla alakalı ortada bir gerçek varsa o da, insanların dünyada bulamadıkları adalet duygusunu tatmin etmek için geliştirdikleri mistik bir inanç biçimi olmasıdır..

din bir ülkede giderek güçleniyorsa, o ülkenin ekonomik gelişim sürecinde aksaklıklar vardır.. ya da gelir toplum üzerinde dengesiz dağılıyordur.. şu anki mevcut hükümetin güçlenme sürecini düşünürsek, bana hak vereceksinizdir..

toplumun elinden ekmeğini, cebinden parasını alıp, sinsice yoksullaştırma politikası izlerseniz, dine olan bağlılıklarının daha da arttığını görebilirsiniz.. maalesef bizim toplumumuzda çok fazla işi olmayan kişi kendini dine fazlasıyla vermiştir.. ama bunun dışında, işleri oldukça yoğun, ticari kaygıları hat safhaya ulaşmış insanların inandıkları dinin gereklerini, fırsat bulup çok fazla yerine getirdikleri söylenemez.. bu iki kutuptaki şahısları yer değiştirsek de durum çok fazla değişmez..

uğraşı olan insan kolay paslanmaz, kendini her alanda geliştirmeye uğraşır.. ve yoksulluğu sırtında damga gibi hissedip, kendini dine vuran insanları da yüzdelik dilimlere sokup, azınlıkmış gibi ya da siyasal bir araçmış gibi göstermek ne ahlaki değerlere uygundur, ne de dini.. bir kesim bunu siyasi simge ya da politik çalışma yapacak diye, bir milletin inanç sistemine komple saldırırsanız ve bu dine olan düşkünlüğün altındaki ekonomik bunalımları, yoksullaşmayı göz ardı ederseniz bu gericileşme sürecine bilmeden ya da bilerek destek vermiş olursunuz.. kazanmak yerine o insanları, kaybedersiniz.. dini saptırmalara uygun hale getirirsiniz o insanları.. Devami »